Gündem

Yıldırım 10 gün sonra 31 Mart seçimini değerlendirdi

Ak Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, CHP’li rakibi Ekrem İmamoğlu ile arasındaki farkın 12 binlere düştüğünü söyledi.

Ak Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, seçim gecesinden sonra ilk kez televizyonlara çıkarak 31 Mart’la ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım şunları söyledi:

Bu seçim başlı başına mındar (murdar) olmuş bir seçimdir. Mındar etin de kavurması olmaz

Anormallik, şaibeler gündeme geldi. Yargısal süreç devam ediyor. Ak Parti, CHP ve MHP çeşitli yerlerde itirazlarda bulundu.

İTİRAZ SÜRECİ DEVAM EDİYOR

2014 seçimlerinde Ak Parti 81 itiraz yaptı. 77’sini reddedildi, 7’si kabul edildi. CHP 45 itiraz yaptı. 41’i reddedildi. Tüm Türkiye’de kabul gören itiraz sayısı 19. Herkes itiraz hakkını kullanıyor. Şu anda itiraz süreci devam ediyor. Maltepe’de 1089 sandıkta yeniden sayım sürüyor. Maltepe tamamlanmadan yasal süreç tamamlanamaz.

İTİRAZ KÜLTÜRÜ TÜRKİYE’DE VAR

Bu itiraz süreci seçim kültürümüzde her seçimde olmuştur. Hatta ilk itiraz 1946’da olmuş. 1946 seçimleri yarı serbest seçimlerdir. O itirazı da CHP yapmıştır. İtiraz kültürü CHP’ye yabancı değil. CHP’nin tahammülsüzlüğü anlaşılabilir değil. 2014 Ankara seçimlerini de CHP AİHM’e kadar götürdü. Biz hukukun peşindeyiz. Biz vatandaşlarımızın verdiği oyun sandıkta iç edilmesinin önüne geçmeye çalışıyoruz. Bunu da kısmen başardık. Başlangıçta 29 bin oo olarak açıklanan fark 12 binlere kadar geriledi.

BU FARK KAPANACAK, TERSİNE DÖNECEK

İki parti veya iki aday birbirine yakın oy aldığı halde neden aradaki fark Binali Yıldırım lehine artmaktadır. Bu sorunun yanıtını bekliyorum. Bir yanlışlık varsa bu iki aday lehine de olmamalıydı? Oylar sandıkta iç edilmiştir. Bizim oylarımız karşı adaya yazılmıştır. Bugüne kadar oyların sadece yüzde 10’u sayılabildi. Bu oyların tamamı sayılabilmiş olsaydı, CHP buna rıza gösterseydi bu seçimin sonucu böyle olmayacaktı. Bu fark kapanacak, tersine dönecekti. Bunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Her iki durumda da şunu rahatlıkla söyleyebilirim. İstanbul gibi memleket büyüklüğünde bir şehri yönetecek başkanın şaibelerle, sakatlanmış bir seçim sonucuyla başkan olması doğrusu pek hoş bir şey olmaz.

ORTADA BİR TAHAMMÜLSÜZLÜK VAR

Başkanın güçlü şekilde görev yapması bütün İstanbullular’ın arzusudur, beklentisidir. Biz başından beri hukuk vurgusu yapıyoruz. YSK için patronudur. İtirazların bir kısmını reddetmiştir, bir kısmını kabul etmiştir. Maltepe ile birlikte süreç sona erecek. Bir tahammülsüzlük var ortada. Seçimi kazandık, verin mazbatayı. Ya kardeşim kararı sen mi vereceksin. Bugüne kadar bu ülkede onlarca seçim yapıldı. Kararı veren yer Yüksek Seçim Kurulu’dur. Bugün böyle verilmiş bir karar var mı? Belediye başkanıyım diye Anıtkabir defterine imza atarsan, sokaklarda dolaşıp miting yaparsan YSK’nın vereceği kararı etkilemekten başka bu ne işe yarar? Hukuk devletinde baskılarla, hakimleri, karar vericileri etkilemek mümkün değildir. Hakimler hukuka göre karar verir, kararlarıyla konuşur. Hepimize düşen sonucu sukunetle beklemektir. Dış ülkelere mesaj göndermek, Türkiye’ye baskı yapmasını sağlamak bizim milletimizin canını sıkmaktadır. Dünyaya Türkiye’yi şikayet etmek demokrasimize yapılacak en kötü iştir. Sayın İmamoğlu’nu bu tür davranışlara son vermesini bir kez daha tavsiye ediyorum.

BÜYÜKÇEKMECE’DE NE OLDU?

Seçimde birçok usulsüzlük var. Büyükçekmece’deki olay. Ne olduğunu tam bana göre İstanbul halkı anlayamadı.